Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Adnan KİREÇÇİ
Adnan KİREÇÇİ

YAŞAMAK MI, HAYATTA KALMAK MI?

Son günlerde ardı ardına gelen haberler, her birimizin boğazında koca bir düğüm, yüreğinde ise dinmeyen bir sızı bıraktı. Sokakta yürürken, işe giderken ya da çocuğumuzu okula gönderirken içimizde taşıdığımız o sinsi korku, artık bir “ihtimal” olmaktan çıkıp acı bir gerçekliğe dönüştü. Sahi, biz ne zaman yaşamayı bıraktık da sadece “hayatta kalma” mücadelesi verir olduk?

Bugünlerde hepimizin aklında aynı sorular: Dolmuşta, yanımızdaki kişi bir “cinnetin” eşiğinde mi? Yolda karşıdan gelen sürücünün ehliyeti var mı? Gittiğimiz restoranda yediğimiz yemek bizi zehirler mi? En acısı da şu; sabah binbir özenle hazırlayıp kapıdan uğurladığımız evladımız, akşam sağ salim eve dönebilecek mi?

“Güvende Hissetmiyoruz!”

Toplum olarak en temel ihtiyacımız olan güven duygusunu yitirmiş durumdayız. Ülkemizde yaşanan olayların faturası artık o kadar ağır ki; bir yerde onlarca yaralı, bir yerde hayatını kaybeden canlar, katledilen öğretmenler… Rakamlar her geçen gün artarken, sorumluluk alması gerekenlerin “kader”, “fıtrat” ya da “mukadderat” diyerek işin içinden çıkması, toplumun adalet duygusunu yerle bir ediyor.

“Ekrandaki Şiddet, Okula Mermi Olarak mı Dönüyor?”

Tam da bu kaosun ortasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı: Televizyon kanalları, infial yaratan bu saldırıların ardından şiddet içerikli dizilerin yeni bölümlerini yayınlamama kararı aldı.
Sormak lazım: Bu bir yas ilanı mı, yoksa bir suçluluk psikolojisi mi? Yıllardır “reyting” uğruna evlerimizin içine sokulan o eli silahlı, mafya özentisi karakterlerin, bugün okullarda yaşanan dehşette payı var mı? Yok mu? Şiddeti kutsayan yapımlar toplumun sinir uçlarıyla oynarken sessiz kalanlar, bugün dizileri yayından kaldırarak vicdanlarını temizleyemezler. Ekrandaki sahte kabadayıların gölgesi, bugün çocuklarımızın üzerine gerçek birer kabus olarak mı çöktü?..

“Çocuğumuzu Bile Kendimiz Korur Olduk”

Eskiden mahalle kültürü vardı; çocuk sokağa çıktığında herkes ona göz kulak olurdu. Şimdi ise okulların önünde adeta nöbet tutar hale geldik. Kendi imkanlarımızla çocuklarımızı, doğamızı, toprağımızı ve hatta oy hakkımızı korumaya çalışıyoruz. Peki, biz her şeyi kendi başımıza koruyacaksak, o devasa binalardaki koltuklar ne işe yarıyor?

Çözüm Nerede? Sadece Şikayet Etmek Yetmez!
Yaşadığımız bu kaosun içinden çıkmak için artık “geçmiş olsun” temennilerinden daha fazlasına ihtiyacımız var:

Sorumluluğun Şahsiliği: İhmali olan her yetkili —makamı ne olursa olsun— yargılanmalı ve istifa mekanizması kağıt üzerinde kalmamalıdır. Sorumluluk, o koltukta oturmanın bedelidir.

Okullarda ve Sokakta Mutlak Güvenlik: Okullarımızı ideolojik tartışmaların değil, bilimin ve güvenliğin kalesi yapmalıyız. Eğitim kurumlarına giriş-çıkışlar profesyonel kadrolarca sıkı denetlenmelidir.

Cezasızlık Algısının Yıkılması: Suçluyu değil; masum vatandaşı koruyan bir adalet sistemi inşa edilmelidir.

Bizler vergimizi veriyor, yasalara uyuyor ve üzerimize düşeni yapıyoruz. Şimdi sıra devleti yönetenlerde. Koltukları korumak yerine insanı korumaya odaklanıldığında; ne “fıtrat”tan bahsedecek acı kalır, ne de “kader” diyerek ağlayan anneler.

Unutmayın; bir toplumun en büyük sermayesi huzurdur. Ve biz bu huzuru, sorumluluktan kaçanların insafına bırakamayacak kadar çok seviyoruz. Çözüm liyakatte, çözüm denetimde, çözüm samimi bir adalettedir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Reklamı Geç
interstatik reklam


sanalbasin.com üyesidir