Hani bazıları vardır ya, bakınca “yahu senin hiç mi işin gücün yok?” dersiniz. Kendi hayatının konforuna bakmak varken, başkasının derdiyle dertlenip dururlar. İşte ben bu her taşın altından elini koyarak çıkanlardan, o bitmek bilmeyen vicdanlarından yoruldum!
”Rahatımızı Kaçırıyorlar”
Çünkü sokağımızdaki çukurdan, mahalledeki sahipsiz hayvandan, okul yolundaki ışıksız kavşaktan kendilerine vazife çıkarıyorlar. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyemiyorlar bir türlü. İlla ki bir ses çıkaracaklar; illa ki “burada bir eksik var, düzeltelim” diyecekler.
”Düzenimizi Bozuyorlar”
“Komşun açken tok yatılmaz” sözünü sadece duvara asmakla kalmayıp, tenceresindeki yemeği bölüşerek bizi de paylaşmaya zorluyorlar.
Esnafın borç defterini sessizce kapatıp, “alan el ile veren eli” gizleyen o eski ahlakı hatırlatıyorlar.
Kimsesiz bir yaşlının kapısını çalıp, bize de bir “merhaba” demenin borç olduğunu hissettiriyorlar.
“Huzurumuzu Bozuyorlar”
Çünkü doğaya aşıklar. Şehrin ortasına beton dökülürken “durun” diyorlar. “Bir ağaç bir hayattır, çocuklarımız gölgesinde oynasın” diye tutturuyorlar. Rantın, paranın o “kârlı” dünyasına karşı yeşili savunup, kuşların yuvasını, derenin akışını dert ediniyorlar. Biz “boşver” dedikçe, onlar “yaşa” diyorlar.
“Vicdanımızı sızlatıyorlar”
Hak yiyenlere karşı dik durdukları için.
Haksızlık karşısında dilleri lal olmuyor. “Böyle gelmiş böyle gider” kolaycılığına kaçmıyorlar. İşçinin alın teri kurumadan hakkını almasını, torpilin değil liyakatin kazanmasını istiyorlar. Onlar “adalet” dedikçe, biz kendi suskunluğumuzdan utanıyoruz.
”İnsanları Ayırmıyorlar”
Sen şuralısın, sen buralı; senin inancın bu, benimki şu demiyorlar. Sadece “insan” oldukları için değer veriyorlar. Ötekileştirilenin elinden tutuyor, dışlananın yanında saf tutuyorlar. Kavgadan değil barıştan, nefretten değil sevgiden yana bir dil kuruyorlar.
Aslında biliyor musunuz? Ben bu insanlardan değil; bu insanların savunduğu değerlerin “anormallik” gibi görüldüğü bu devirden yoruldum. Dünyayı yaşanır kılan o “huzur kaçıran” dürüstlükleri, o “rahat bozan” vicdanları…
Çünkü onlar hala başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyorlar. Ve ne acıdır ki, biz onlara sırtımızı dönerken onlar hala bizim çocuklarımızın geleceği için de direniyorlar.
Hayat işte…
Zalim olan dünya mı, yoksa bizim “insanlığa” karşı duyarsızlaşan kalplerimiz mi?








YORUMLAR