
Futbol, sadece yeşil çimlerin üzerinde 22 kişinin bir topun peşinden koştuğu bir oyun değildir; hele ki bu topun rengi kırmızı-beyazsa, mesele bir oyun olmaktan çoktan çıkmıştır. Türk insanı için A Millî Futbol Takımı; toplumsal hafızanın, ortak sevinçlerin, boğazda düğümlenen hıçkırıkların ve her defasında küllerinden doğan bir inancın adıdır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, televizyonların siyah-beyaz olduğu günlerden, sokakların bayraklarla donatıldığı o sıcak yaz gecelerine kadar uzanan muazzam bir nostalji rüzgârı bizleri karşılar.
Siyah-Beyaz Dönemler ve “Şerefli Mağlubiyetler”
Türk millî takımının nostalji defterini açtığımızda, sayfalar bizi ilk olarak TRT radyolarının başına kilitlendiğimiz, parazitli sesler arasından gol haberi beklediğimiz o eski günlere götürür. 1960’lı, 70’li ve 80’li yıllar, Türk futbolunun uluslararası arenada henüz “emekleme” dönemleriydi.
O dönemlerin futbol lugatımıza kattığı en hüzünlü ve en samimi kavram belki de “şerefli mağlubiyetler” idi. İngiltere’ye karşı alınan sekizlik mağlubiyetlerin acısı da, Wembley’de devlere karşı çekilen o cesur “Çanakkale Geçilmez” savunmaları da bu topraklara aitti. Futbolcuların çamurlu sahalarda, ağır meşin toplarla, sırılsıklam olmuş pamuklu formalarla sadece armada parlayan ay-yıldız için mücadele ettiği o dönem; endüstriyel futbolun henüz ruhumuzu ele geçirmediği, saflığın ve adanmışlığın zirve yaptığı bir dönemdi.
“Uzaklardan Gelen Yaz Güneşi”
2002 Dünya Kupası Nostalji treninin en parlak duraklarından biri, şüphesiz ki 2002 Kore-Japonya Dünya Kupası’dır. 1954’ten sonra tam 48 yıl boyunca kurulan o büyük hayal, Şenol Güneş önderliğindeki o “altın jenerasyon” ile gerçeğe dönüşmüştü.
Rüştü Reçber’in gözaltına sürdüğü savaş boyası ve devleştiği kurtarışlar,
İlhan Mansız’ın çeyrek finalde Senegal’e attığı ve tüm ülkeyi sokağa döken o altın golü,
Ümit Davala’nın ikonik saç kesimi ve çeyrek final kapısını açan unutulmaz kafa golü,
Hasan Şaş’ın turnuvanın açılışında Brezilya ağlarını sarsıp sevinçten çıldırdığı o tarihi an…
O yaz, Türkiye’de hayat durmuştu. Sabahın erken saatlerinde kurulan dev ekranlar, esnafın dükkân kapatıp maça kilitlenişi ve kazanılan her zafer sonrası sokakları dolduran o tarifsiz konvoylar, Türk futbol tarihinin en güzel nostaljik tablosudur.
Dünya üçüncülüğü, sadece bir spor başarısı değil; o dönem ekonomik ve sosyal anlamda yorgun olan bir ülkenin hep birlikte ayağa kalkma ve kenetlenme hikâyesiydi.
“Biz Bitti Demeden Bitmez”
EURO 20082002’nin üzerinden çok geçmeden, bu kez sahneye Avrupa Şampiyonası çıkacaktı. Fatih Terim’in “Biz bitti demeden bitmez!” mottosuyla hafızalara kazınan EURO 2008, Türk futbolunda mantığın bittiği, saf inancın başladığı yerdir.
“Nostaljik Unutulmaz Anlar”
İsviçre1-0 Geriden…
Arda Turan’ın sağanak yağmur altında gelen son dakika golü.
Çekya2-0 Geriden…
Nihat Kahveci’nin son dakikalarda kaleciyi avlayan o muazzam plasesi (3-2).
Hırvatistan119. Dakikada Gol Yemek120+2’de Semih Şentürk’ün mucizevi golü ve penaltılarla gelen yarı final.
EURO 2008, sadece Türklerin değil, tüm dünya futbolseverlerinin hafızasına “geri dönüşlerin kralı” olarak kazandı. O turnuvayı düşündüğümüzde gözümüzün önüne gelen o inançlı yüzler, Türk futbolunun genetiğindeki “asla pes etmeme” ruhunun en somut kanıtıdır.
“Nostaljinin Bize Hatırlattığı ve Yarınlara İnanç”
Bugün modern stadyumlarda, yüksek bütçeli kontratların ve sosyal medya çılgınlığının gölgesinde oynanan futbol, bazen bize o eski tadı vermiyor olabilir. Millî takım nostaljisi; her şeyden önce birlik olmayı, mahalle pencerelerinden taşan o ortak çığlığı ve formanın arkasındaki isimden ziyade göğüsteki bayrağa aşık olmayı hatırlatır.
Futbolun doğasında her zaman zaferler olmadığı gibi, yolumuza çıkan taşlar ve canımızı sıkan skorlar da bu hikâyenin bir parçasıdır. Nitekim Pazar Sabahı Avustralya karşısında alınan 2-0’lık mağlubiyet, hepimizi derinden üzmüş olsa da millî takımımızın bu topraklara ait o “küllerinden doğma” karakterini gölgeleyemez.
Bizler, sahada ter döken “Bizim Çocuklar”ın bu yenilgiden gerekli dersleri çıkararak çok daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacağına yürekten inanıyoruz. Bizler ne zaman umutsuzluğa kapılsak, o eski çamurlu sahaların kahramanlarını, Uzak Doğu’da birbirine sarılarak ağlayan futbolcularımızı ve son saniyede mucizeler yaratan o “Çılgın Türkler”i hatırlarız.
Yolunuz açık olsun Bizim Çocuklar;
Bu milletin inancı ve desteği, her yeni başlangıçta her zaman arkanızda olmaya devam edecek.





YORUMLAR