Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Adnan KİREÇÇİ
Adnan KİREÇÇİ

GADİR-İ HUM : ADALETİN, KARDEŞLİĞİN VE KADİM EMANETİN TECELLİSİ…

Gadir-i Hum Bayramı, Hz. Muhammed’in Veda Haccı dönüşünde Hz. Ali’yi halefi (velisi) olarak ilan ettiğine inanılan gündür. Şii dünyasında ve özellikle Arap Alevi (Nusayri) kültüründe çok önemli bir yere sahip olup, bereket, birlik ve manevi coşkuyla kutlanan özel bir bayramdır.

Tarih, yalnızca askeri zaferlerin ya da siyasi kırılmaların kaydı değildir; aynı zamanda insanlık vicdanına yön veren evrensel ilkelerin, adaletin ve kadim emanetlerin de taşıyıcısıdır. İslam tarihinin en köklü ve üzerinde en çok düşünülen dönüm noktalarından biri şüphesiz Gadir-i Hum’dur. Hicretin on birinci yılında, Veda Haccı dönüşünde Mekke ile Medine arasındaki o kurak vadide gerçekleşen bu hadise, zahiren bir halef tayini veya velayet ilanı gibi görünse de batınen insanlığın ahlaki, hukuki ve ruhi geleceğine bırakılmış evrensel bir mirası temsil eder. Gadir-i Hum, sadece belli bir inanç mensuplarının değil, adalete ve insani erdemlere hasret duyan tüm insanlığın ortak paydasıdır.

“Ağır Bir Emanet ve Evrensel Bir İmtihan”

Bundan 1400 yılı aşkın bir süre önce vasiyet edilen ve omuzlara yüklenen emanet, taşınması oldukça ağır
bir yükü barındırıyordu. Bu emanet, salt bir iktidar arzusu ya da dünyevi bir saltanat değil; ilahi adaletin yeryüzündeki tecellisini koruma göreviydi. Bu yönüyle Gadir, hem Ehli Beyt için hem de o günden bugüne onları takip eden, bu yola gönül veren herkes için çetin bir imtihana dönüşmüştür. Emaneti taşımak, güce tapmayı değil, gücü adaletin emrine vermeyi gerektiriyordu. Tarih boyunca bu kutsal vaadin peşinden gidenler, büyük bedeller ödemiş, baskılara maruz kalmış ancak onurlarından ve inançlarından asla taviz vermemişlerdir.

Bugün bu kadim hatıranın büyük bir gurur ve coşkuyla kutlanması, o ağır imtihanı hakkıyla verenlere duyulan
sadakatin bir nişanesidir.

“İnsanlar iki sınıftır: Ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
Hz. Ali (A.S.)

Hz. Ali’nin insanlığa miras bıraktığı bu evrensel düstur, Gadir-i Hum’un toplumsal düzendeki en net
yansımasıdır. O, yönetimde ve hayatta mutlak adaleti savunurken, bireyler arasında inanç, ırk veya statü ayrımı gözetmemiştir. “Adaletli ol, zulmetme” ilkesi, onun hayat felsefesinin temel taşını oluşturur. Adaletin bu derece koşulsuz savunulması, toplumsal barışın ve bir arada yaşama kültürünün yegane teminatıdır. Nitekim günümüzde dahi Antakya gibi medeniyetlerin beşiği olan coğrafyalarda, Gadir-i Hum Bayramı kutlanırken kaynatılan dev kazanlardaki Hirise (Aşure/bayram yemeği), hiçbir ayrım gözetmeksizin komşularla, misafirlerle ve muhtaçlarla paylaşılır. Bu paylaşım, halkın içindeki insafı, sevgiyi ve Gadir’in özündeki ayrımcılık karşıtı duruşu simgeler. Yakılan her bahhur (tütsü) ve karıştırılan her Hirise kazanı, adalet ve kardeşlik nidasının asırlar sonrasına ulaşan yankısıdır.

“Güç ve Hüznün Dengesi”

Hz. Ali’nin şahsiyeti, insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir tezatlar ve dengeler manzumesidir. O,
Hayber’in kapısını tek başına sökebilecek kadar azametli, bileği bükülmez bir savaşçı ve kahramanken; eşi Hz. Fatıma’yı kaybettiğinde duyduğu derin hüzün sebebiyle onun cenazesini taşımakta zorlanacak, dizlerinin bağı çözülecek kadar ince ruhlu, şefkatli bir eştir. Güç ile hüznün, celal ile cemalin bu muazzam dengesi, Gadir’in insanlığa sunduğu ahlak modelinin zirvesidir. Gerçek güç, sadece fiziksel üstünlük ya da düşmanı alt etmek değil; sevgiye, sadakate ve insani duygulara sonuna kadar sahip çıkabilmektir.

Gadir’in vaadi ve insanlığa açtığı yol; ilim, marifet, edep ve güzel ahlak yoludur. Bu yol, Yaratıcı’yı
hakkıyla tanımayı, verilen sözlere ve adaklara sadık kalmayı, hiçbir insanı yanlışa ya da batıla zorlamamayı emreder. İnançta zorlama olmadığı gibi, insani ilişkilerde de tahakküme yer yoktur. Gadir-i Hum, bireyi ahlaken olgunlaştırırken, toplumu da adalet ekseninde birleştiren kutsal bir köprüdür.

Gadir-i Hum sadece geçmişe ait bir takvim yaprağı ya da nostaljik bir anma günü değildir; geleceği aydınlatan canlı bir meşaledir. Bu köklü mirasın bize hatırlattığı ve lügatimizdeki en değerli iki kelimeye karşılık gelen kavramlar şunlardır:

Selam (Barış) ve Muhabbet (Sevgi).

Dünyanın her zamankinden daha fazla adalete, barışa ve karşılıksız sevgiye ihtiyaç duyduğu bu çağda, Gadir’in sesine kulak vermek, insanlığın kendi özüne dönmesi anlamına gelecektir. Selam ve Muhabbetle…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Reklamı Geç
interstatik reklam


sanalbasin.com üyesidir